6 Kasım 2013 Çarşamba

Yine Elim Klavyeye Gitti

        Güzel bir birlikteliğin var ve her şey güzel gidiyor. Yani en azından sana göre öyle... Öyle geliyor veya öyle hissetmek istiyorsun. Tamamen senin sorunun. Benim, bizim! Nedense kolay avlarız değil mi? Hep şikayet ederiz düzenli bi ilişkimiz yok diye, sonra tam olduğunu hissettiğin anda başlar fiyasko! Ne düşünüyordum ne oldu dersin kendi kendine. Kızarsın. Bağırırsın bir tepede, odanda, aslında çoğu zaman içinden bağırırsın. Kendine... Çünkü bilirsin sorunun tamamen sende olduğunu, mutlu edeyim derken daha çok sıçtığını bilirsin. Sonra karşı tarafı suçlarsın "ne istediğini bilmiyor" diye... Sırf için rahat etsin diye. Öyle, çünkü yine bilirsin asıl sorunun sende olduğunu. Karşı tarafın ne istediği gayet açıktır aslında sadece gideceğin yolu şaşırırsın. Dengeyi kuramazsın...

        Karışırsın hödük olursun karışmaz her şeye tamam dersin gavat yerine koyulursun. Kıskanırsın, sakınırsın ergen olursun yapmazsın ilgisiz... Aslında hepsini istiyorlar, ama dediğim gibi önemli olan denge. Terazi... Bunları söylüyorum ama sanma ki ben bu dengeye sahibim, aksine bu konuda en çok sıçan benim çocuk. Onun gözünde tam bir ergenim. O böyle görüyor. Belki de böyle seviyor bilemeyiz. Bilirsem çok bilmiş oluyorum çünkü, elimden bu kadarı geliyor anlıyor musun? Lütfen anla. Sen bari yap! İhtiyacım var kardo, cidden şu sıralar buna ihtiyacım var!

        Yarından itibaren tamamen değişiyor hayatım ve umarım bu değişiklikle bahsettiği ergenlikten de kurtulurum ne dersin? Bence iyi olur. Belki o teraziye sahip olurum. Yani isterim bunun olmasını. Olacak. Olmalı!

        Uzun zamandır yazmıyor ve karalamıyorum. Duvara karşı konuşma seanslarım da yok uzun zamandır. Aslında uzun zamandır epey yalnızım. Sadece kendime itiraf etmekten korkuyorum. Bunu yüzüme vurmaktan kendi gururumu daha çok incitmekten korkuyorum. Aslında korkağın tekiyim. Gölgemden korkmasam da, gölgelerden korkuyorum. Senin, onun ve diğerlerinin... İçten içe ürpertiyor soru işareti atıyor kafama, çözmeye çalışırken kayboluyorum... Kaybolmaktan korkuyorum ben aslında. Sende korkuyorsun itiraf et. Düşünsene kimsenin olmadığı bir yerdesin, karanlık ve soğuk... Gidecek bir çok yer var ama korkuyorsun. Çünkü o yerleri bilmiyorsun, başına ne geleceğini bilmiyorsun... Ben bunu sadece kafamda yaşıyorum biliyor musun? Dış dünyada ne olursa olsun tırsacağımı sanmıyorum, silah çekseler "vurmazsan amına koyim!" diyecek kadar deli cesareti var aslında ama iç dünya... Kafamın içi çok farklı.

        Sende de var biraz bu tarz şeyler, sen anlıyorsun beni... Anlamalısın, çünkü ihtiyacım var! Seninde olacak! Saat 5:22 ve elimde son sigaramla dün gece yapılmış olan saçma tartışmalardan biriyle kafam doluyken yazıyorum bunları belki pişman olacağım yarın öbür gün, "ulan amma saçmalamışım amına koyim!" diyeceğim belki. Ama umrumda değil. Çünkü kafamda yeterinde düşünce var, yapılması gereken tonlarca şey var. Onlarla meşgulüm. Ve tek bildiğim var; gerçekten O'na değer veriyorum, aşk mı sevgi mi bilmiyorum belki de alışkanlık... Tamamen araf senin anlayacağın ama O'na değer veriyorum!

        Umarım hepimiz istediğimizi alırız şu beş para etmez hayattan. Kuru kuru ölüp gitmeyiz. Tek isteğim bu. Seninde bu olsun. Tanrı toplu duaları daha çabuk duyar, belki de kabul eder. Kal sağlıcakla...

07.11.13

28 Haziran 2013 Cuma

Sadece Bir Hikaye

        Uykusuz bir gecenin sabahında yine o eşsiz kızın fotoğrafına bakarken yakalıyor kendini genç delikanlı. Hafif esintili bir sabahın ilk güneş ışıkları apartmanların arasından yarısı açık kalmış perdeden odaya süzülyor, yine uyuyamadığını fak ediyordu. Ama bir önemi yoktu. Çünkü istediği gibi geçirmişti o geceyi. Sigara paketinin yarısını o tek fotoğrafta bitirmiş, diğer yarısını da gündüz içmek için kenara fırlatmıştı. Uyku öncesi sabah egzersizleri için yataktan kalkmasıyla evin yeni ferdi olan kedisinin aç olduğunu fark etti. Yeniydi daha o evde, alışık değildi sorumluluk almaya. Aslında alışıktı ama çok zaman geçmişti biriyle ilgilenmeyeli...

        Süt almak için dolaba ilerledi, bir kap kedisine bir bardak kendisine aldı. Artık içmemeye karar vermişti. Çünkü çok içiyordu, sınırı bilmesine rağmen sınırı kat ve kat aşıyor kendini kaybediyordu. Ve her sabah tekrar içmemeye yemin ediyordu başının ağrısına lanet ederek. Artık zamanı gelmişti. Öyle de yaptı. Yeni hoşlanmaya başladığı kızı bahane ediyordu. Evet o fotoğrafına bakarak günlerdir uykusuz kaldığı güzel kız... Fakat tek bir sorun vardı o kıza ulaşmasına, yakın bir arkadaşının eski sevgilisiydi ismi geçen kız. Lisa... Evet ona bu ismi koymuştu. Çünkü kimsenin bilmesini istemiyordu. Kendisi pek rahat bi kişiliğe sahipti, fakat herkes onun kadar rahat olmayabilirdi. Belki hoş karşılanmazdı duyulsaydı. Belki bu hissettiği duygular yüzünden dışlanabilirdi bile. Ama elinden gelen pek bir şey yoktu onunda... Herhangi birine herhangi bir duygu beslerken bir sözleşme veya herhangi bir şart koyulmuyor. Öyle değil mi?

        O kadar sıkılmıştı ki artık aynı şeyleri yapmaktan. Aklına hiçbir yenilikte gelmiyordu. O da gizli gizli bu hisleri besliyordu, bir çocuk gibi büyütüyordu içinde. Olmayacağını bile bile. Küçük bir hobi edinmişti kendine. Yani o bunu öyle adlandırıyordu. Kızın haberi vardı tabii ki bu hislerden, kötü karşılamamıştı ama olumlu bir cevapta vermemişti. Zaten olumlu bir cevap verse bile olabilecek bir şey değildi, yani o böyle düşünüyordu. Lisa tam istediği kriterlere sahip biriydi. Tatlı, sevecen, tam istediği gibi espriden anlayan ve espri yeteneği iyi olan. Kitaplarla arası iyi olan. Tamda karakterimiz gibi sosyal medyayla arası olan biriydi. Sosyal biriydi. Sadece sanal ortamda değil reelde de gayet başarılı bir sosyaldi. Elmanın diğer yarısı gibi bakıyordu ona, onunla konuşurken her şeyden vazgeçiyordu. Artık elleriyle dizlerinde ritim tutmuyordu, sadece ona kilitlenmişti. İlk defa biriyle konuşurken bu kadar dikkatli bir dinleyici ve üretkendi. Genelde sadece hazır konuya yorumunu yapar ve susardı, diğer konuları beklerdi. Bunları düşündü, ne yapılabileceğini düşündü, hiçbir sonuç alamadı ve sütünü bitirip bir sonraki beyin fırtınasına kadar uyumaya karar verdi. Zaten kediside uyumuştu. Yani ayakta kalmasına gerek yoktu...

        Peki sizce ne yapmalı?
Her şeyi kenara atıp olması için elinden geleni yapmalı mı? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi sadece arkadaş kalarak bu hisleri içinde büyütmeye devam mı etmeli?

28 Mayıs 2013 Salı

Hayal = Hedef

     "Hayal" sadece bir kelimeden mi ibarettir? Sadece bir düşünce şekli midir? Yoksa aslında yapılması zor olan şeyleri yapamamaktan dolayı düşüncelere saklanmış hisler midir? Bir dakika, yoksa sen hayallerini sadece HAYAL olsun diye mi kuruyorsun? Tabii ki olması için çaba gösteriyorsun değil mi? Her zorluğa göğüs geriyorsun. Evet az önceki sözünü ettiğim zorluklara göğüs geriyorsun! Öyle değil mi? Yanlış düşünmüyorum? Tabii ki öyle. Çünkü sen koyun değilsin!

     O halde HAYAL = HEDEF diyebilir miyiz? Peki hedeflerin için nelerden vazgeçebilirsin? Son model bir araba mesela? Veya bir ev? Sevgilin? Ailen? Evcil hayvanın? Bakkalın çırağı? Köşe başındaki sokak lambası?

     Eğer ayak bağı oluyorsa vazgeçemeyeceğin bir şey söyle hedefine ulaşmak adına. Söyle ki "aa harbiden lan ben bunu düşünmemiştim" diyebileyim. 3 gündür kafa patlatıyorum bu konuya ve kesin kararım her şeyden vazgeçmek oldu! O şeyi söyle ki geri adım atayım ve herkesten özür dileyeyim!

     Hayal olarak kalmamalı düşünceler. Çünkü aslında hayalin senin hedefin. Veterinerlik okuyan biri bakan olma veya hakim olma hayali kurmaz. Kuramaz. Eğer kuruyorsa asıl isteği odur! Hedefi odur! Yanlış bir bölüm okuyordur çünkü imkanlar öyle gerektirmiştir. Ailesi öyle istemiştir. Veya abisi. Belki de altın gününe gelen Fatma Abla öyle istemiştir. Ama bu hayali kuran kişi istememiştir! Yani şartlara boyun eğmiştir ve koyunluk etmiştir. Belki pişmandır. Pişmandır ama kalp kırmak istemez boyun eğer. Veya buna benzer şeyler.

     Ben pişman olacağım bir adım hiç atmadım, her zaman rahmetli babamın sözünü dinledim. "Hedefini iyi seç, ve engel ne olursa olsun aşıp o hedefe ulaş! En azından çaba göster! Gerekirse her şeyi karşına al, yalnız kal ama o hedefe ulaş!" derdi. Ben de öyle yaptım. Pişman değilim. Olmayacağım da!

     HAYALLERİNİZ HEDEFLERİNİZDİR, ASLA VAZGEÇMEYİN!

11 Nisan 2013 Perşembe

SENİ SEVMEK İSTİYORUM DERKEN, KENDİMİ SENİ SEVERKEN BULDUM...

        Yine o standart gecelerden birindeyim. Fonda Emel Müftüoğlu'nun 92 yapımı olan Kal Benimle adlı şarkısı çalıyor, elimde yeni yakmış olduğum sigaram ve aklımda yine bir türlü çıkmak bilmeyen gülüşün var... Yani her şey olması gerektiği gibi.

-Hazal - Elden Yar Olmaz (1995)-

        Nasıl anlatmalıyım, nereden başlamalıyım inan ben bile bilmiyorum. Her zaman ki gibi yapalım istersen. Doğaçlama yazayım, parmaklarımın yorulduğu yerde bırakırım, sen başla dediğinde devamını sana anlatayım.

        Durgun ve temiz bir denize benzetiyorum seni. Sakladığı dalgaları sahile vurmanın zamanını bekleyen, martıların sesine o taptaze berrak kokusunu ekleyen, en derin noktadan baktığında bile net bir şekilde dibinin görülebildiği bir deniz... Gülüşün neden hiç çıkmıyor aklımdan biliyor musun? Çünkü hiçbir zaman diğer herkes gibi sahte gülümseme sergilemiyorsun. İçten, sıcak ve bi o kadar sevimli. Hani derler ya ilk görüşte aşık oldum diye, hiçbir zaman inanmazdım buna. Hatta aşka! Ama sanırım gülümsemene aşığım... Bir şeyi daha doğrusu bir kimseyi bu kadar isteyeceğim, her şarkının onu hatırlatacağı, onu düşünürken gülümseyeceğim bir kişinin olacağını hiç sanmıyordum. Düşünmüyordum.

-Sibel Sezal - Gece Ay Şahit (1995)-

        Ama hayat işte be değerlimiz, hiç olmadık an da hiç olmadık şeyler yaşatıyor insana. Önüne bir senaryo koyuluyor ve OYNA deniyor. Hazır olup olmadığını hiç sormuyorlar bu senaryo verilirken. Açıkcası ben hiç hazır değildim bu senaryoyu oynamaya, daha önce hiç çalışmamıştım rolümü, hiç bilmiyordum ben bu filmi, daha önce hiç izlememiştim. Zaten rasgele gelmiştim bu sete ve oyuncu olarak anıldım. Aslında çok yabancıyım buraya... Belki e bu yüzden ne yapacağımı ve nasıl davranacağımı bilmiyorum. Sezemiyorum. İlk defa başarısızlık yaşıyorum. İsteğimi elde edemiyorum, elde etmekte güçlük çekiyorum... Ama birazda iyi oluyor be değerlimiz, insan bir şeyi çabuk elde ederse bir o kadarda çabuk bıkarmış. Senden hiçbir zaman bıkmayacağım sanırım. Zaten bıkarsam kendi cezamı kendim veririm değerlimiz, seni yormam. Şu an ikinci sigaramdan ikinci dumanı çekip söndürüyorum, ilkini yakarken ikinciyi söndürürken çekmenin vermiş olduğu mutluluğu ilk kez tadıyorum. Çünkü bu zaman içinde ben yine seni düşündüm...

-Bir sigara daha yakıp şarkımı tazeliyorum; Göksel - Gönüllü Yazıldım (1996)-

        Uzun zamandır nostalji yapmadığı farkettim, hep güncel saçma sapan şarkılar... Aslında yaptığım çoğu şey saçma gelmeye başladı seni tanıdığımdan beri. Müzikle iç içe olmak cidden çok güzel bir şey fakat artık müzik düşünmez, düşünemez oldum. Zaten o son geceden sonra alkolde almaz oldum. Aslında sayende biraz adam oldum. Keşke daha önce çıksaydın karşıma, daha erken başlasaydım seni sevmeye, seni istemeye... Aslında ben hep zaman öldürüyormuşum, zamanla birlikte birazda kendimden pay biçiyormuşum, hergün biraz biraz kendimi öldürüyormuşum...

        İyi ki varsın değerlimiz, iyi ki tanımışım seni. Güzel bir şey olmasada, hergünü sırf bu yüzden uykusuz geçirsemde iyi ki seni düşünüyorum, iyi ki hiç çıkmıyorsun aklımdan...

-Sağanak - Sensiz (1996)-

6 Nisan 2013 Cumartesi

Biraz Saçmalayıp Gidecektim...

        Biliyorum arkadaşlar bu başlık ve burada okuyacaklarınız daha önce benim ağzımdan duyulamayan bir çok şey olacak, şaşıracaksınız, ne olmuş lan bu adama diyeceksiniz, belki takdir edecek belki salaklayacaksınız. Zaten bu yüzden bu başlığı seçtim!

-BİR SİGARA YAKIYORUM-

        Bu gece ki konum aşk. Biliyorum daha önce de aşktan çok söz ettim, twitter ve facebook aracılığıyla hep aşka giydirdim. Fakat bazen öyle biri çıkıyor ki karşınıza kendinizi çok farklı hissediyorsunuz, henüz tanışalı 1 hafta olmuşken bile bir çok şeyden vazgeçmeyi göze alabiliyorsunuz. Aşık mıyım değil miyim bilmiyorum fakat aklımdan çıkmayan bir isim var ki, isminden çok gözleri çıkmıyor aklımdan. Hep yanımda olsun ve sadece baksın istiyorum! Her zaman söylediğim gibi; Aşk kızların uydurduğu bir şeydir, erkekleri kendilerine bağlamak için ortaya atılmış bir rivayettir, aşk diye bir şey yoktur falan filan... He tamam okey aşk yok peki ya sevgi? Bu kadar kısa sürede bir insan sevilir mi? Aklından çıkmama sebebi sevgi mi? Bir filozof olmadığım için bunların cevabını sizin gibi ben de bilmiyorum! Fakat bu lanet olası durumdan kurtulmak istiyorum!

        "Seviyorsan git konuş ağğbi!" geyiğini yapacak geri zekalı arkadaşlar olacaktır elbette fakat konuşmak bazen bir boka yaramayabiliyor, sonuçta geyiğini yaptığımız gibi gidip kafasına odunla vuramayız, veya bir sigara yakıp mutluluklar dileyemeyiz. HAYAT TWİTTER DEĞİL koduğum çocukları! Kusura bakmayın sinirlendim. Tamam sakinim...

-BİR SİGARA DAHA YAKIP DEVAM EDİYORUM-

        Eğer şu an bunu SEN okuyorsan söylemem gereken bir şey var balım, yaptığım salaklıkların farkındayım ve çok üzgünüm, özür diliyorum. Okumuyorsan bile özür diliyorum, okumanın bir anlamı yok yani özür özürdür. Umarım hislerime inanırsın ümidi var bir köşede ve o hep orada olacak, arkadaşlığında güzel, yanımda olman mutluluk verici, tamamen kaybetmektense arkadaş kalmayı göze alabilirim.

ABİ SİGARADAN MI ALKOLDEN Mİ BİLMİYORUM AMA PARMAKLARIMI DURDURUN!
BENİ SUSTURUN!

18 Şubat 2013 Pazartesi

İtici Kızlar

     Öncelikle; kızların sıçtığını öğrendiği günden bu yana "kızlarda iticilik mi olur la? kız kızdır işte!" kafası yaşayan arkadaşların okumasını tavsiye etmiyorum şahsen. Onlara göre "nefes alsın yeter kanunu" var.
Fotosentez bile yeter!

  •      Güzel bir hemcinsini gördüğünde "o kadar makyajı ben de yapsam ben de o kadar güzel olurum!" diyen kız iticidir.
  •      Kurt Cobain, Slash, George Harrison, Don Henley gibi dev isimleri bilmediği halde "rockcıyım ben" diyerek gezen kız iticidir.
  •      Dedikodudan başka muhabbet bilmeyen kız iticidir.
  •      Çok ve boş konuşan kız iticidir.
  •      Çok gülen kız iticidir.
  •      Kendini dünya güzeli sanan kız hem iticidir hem kezbandır.
  •      Tayttan başka şey giymeyen kız iticidir.
  •      GEYİKLİ TAYT giyen kız double iticidir.
  •      Americano'nun nescafe olduğunu bilmeyen kız iticidir.
  •      Açlıktan nefesi koktuğu halde cool mekanda takılıp kendini cool sanan kız itidir.
  •      Cool olmaya çalışırken etrafa kısık gözlerle bakan ve soğuk konuşan bir geri zekalı olmayı başaran kız itici değildir harbi geri zekalıdır!
  •      Roman havası oynayan kız iticidir.
  •      Dans etmeyi bilmeyen kız iticidir.
  •      Club müziği, apaçi müzikleriyle karıştıran kız iticidir.
  •      Tesettür takana lafım yok fakat altına dar renkli pantolon veya tayt giyen kız iticiliği diye de bir şey var!
  •      Dışı namuslu içi orospu kız kezbandır.
  •      Kezbanlar iticidir.
  •      Bıyıklı kız iticidir. Sakallı veya favorili olanlar da öyle!
  •      Kolları kıllı kızlar double iticidir.
  •      Tek kaşlı kızlar martı sevenler derneğine üyedir.
  •      Converseden başka ayakkabı giymeyen kız iticidir.
  •      Gevşek konuşan kız kaşardır.
  •      Espriden anlamayan kız iticidir.
  •      Nasreddin Hoca ve Temel fıkralarına gülen kız da iticidir.
  •      Kollarında jilet, sigara, veya herhangi bir yara izi olan kız iticidir. Kapatma dövme diye bir şey var! DÖVMESİ OLAN KIZ SEKSİDİR!
  •      Seksi olmak için her boku yapıp bir erkek ona seksi olduğunu söyleyince tersleyen kız kezbandır.
  •      Kezbanların itici olduğunu söylemiştim.
  •      ATHENA SEVMEYEN KIZ NEFES BİLE ALMASIN!
  •      Feminist kız iticidir.
  •      Egoist kız iticidir.
  •      Minimalist kız minicik iticidir.
  •      Futbol sevmeyen kız iticidir. Futbol izlemeyen kız mı kaldı anasını satayım!

       ŞİMDİ NEDEN YALNIZ OLDUĞUMU DAHA İYİ ANLIYORUM. TEŞEKKÜRLER BLOGGER!

      (Aklıma geldikçe ekleme yapacağım arkadaşlar, sizin aklınızda da bir şeyler varsa ekleyebilirsiniz.)

     Saygılar. 

17 Şubat 2013 Pazar

Eğer Aşk Dedikleri Bok Bu İse, Yenmesini Tavsiye Etmiyorum!

     Sadece arkadaş olman gereken birine daha ileri hisler beslemek hiç doğru değil tabi ama böyle durumlarda beynimizle düşünemediğimizi hemen hemen çoğunuz biliyorsunuzdur. Bu sefer ki konum, 5 senelik arkadaşıma 3 senedir hissettiğim ve hergün biraz daha artmakta olan uygularım ve bu duyguların yaşattığı can sıkıntılarım.

     5 senedir öyle veya böyle beraberiz, bir çok anlaşmazlık oldu ve bu anlaşmazlıklardan ziyade başka konulardan da uzaklaşmak zorunda kaldık fakat ne olursa olsun tamamen silemedik birbirimizi. Hoşuma gitmiyorda değildi bu özelliğimiz... Onunlayken veya değilken hatta bir sevgilim varken bile her zaman aklımdaki tek isimdi, ve ben ona bu sene başına kadar hiç söylemedim, onu tamamen kaybetmekten korktum sanırım veya söylemeye cesaret edemedim hatta belki de platonik hoşuma gitmiştir bilemem ama söyleyemedim. -Söylediğimde ne değişti sanki!?- neyse, oraya geleceğiz.

     Birgün yılbaşından nefret edeceğim hiç aklıma gelmezdi, bu büyük salaklığı yapmasaydım tabii ki. Detaylı anlatabileceğim bir salaklık olmadığından buraya yazmayı düşünmüyorum. Benim düşüncem bu salaklıktan sonra tamamen biteceği yönündeydi. Ama olmadı. Her zaman söylediğim gibi; Tanrı her zaman pasta börek vermez, bazen malzemeleri verir ve senin yapmanı ister. Ben ise özetle bu malzemeleri elime yüzüme bulaştırmış mutfağın anasını bellemiştim. Neyse ki benden daha anlayışlı birinden bahsediyorum, her şeyi olmamış varsayabileceğimizi söylediğinde o kadar mutlu olmuştum ki bunu anlatacak kelimeleri bulamıyorum. Üstünden en fazla iki hafta geçtikten sonra olan hislerimi dile getirdim fakat arkadaş olarak daha iyi olduğumuzu, bana o gözle bakamadığını söyledi. Söyler tabi! Bütün geçmişimi bilen biri o! Ne bok yediğimi adı gibi biliyordu! Fakat bilmediği bir şey vardı. Söz konusu o olunca bambaşka biri oluyordum. Ben ki sevgilime bile sevgililer günü hediyesi almamış bir insanım, ama ona şakayla karışık küçük bir hediye aldım. Mutluluğu ile mutlu oldum. Zaman neyi gösterir bilemiyorum ama sanırım bundan sonra dinlenip dinlenip ona yürümeyi düşünüyorum sanırım. Eğer aşk dedikleri bok bu ise, yenmesini tavsiye etmediğimi söyleyebilirim.

     Uzun lafın kısası; İlk defa biriyle uzun süreli düşündüm ve bi boka yaramadı... Saygılar.

8 Şubat 2013 Cuma

Bana Müzik Demeyin!

     Müziği doğduğumdan beri severmişim. Annem ninni okurken uyumaz hep dinlermişim, böyle bi adam olacağım o günlerden belliymiş kısacası. 12-13 yaşlarımda müziği dinlemek yetersiz gelmeye başladı, artık bir şeyler yapmalıyım diye düşünüp ucundan köşesinden bu işle uğraşmaya başladım.

     14 yaşımda ilk gitarıma sahip oldum, sonra aradığım şeyin gitar olmadığını farkedince 16 yaşımda amatör olarak evde dj'likle uğraşmaya başladım. Kısa zaman sonra bayağı yol ilerlediğimi görünce 17 yaşımda bir kaç barda dj'lik yapmaya başladım (virtual dj ve dj console eşliğinde).

     Rock müziğe olan ilgim daha ağır basıyordu, az bi süre bile olsa elime gitar almışlığım var düşüncesiyle bas gitar öğrenmeye karar verip bir yandan da alternatif müzik yapmak istememle tekrar bi gitar almaya karar vermiştim, sonra -sözde- grubumuz sesimin güzel olduğunu (?) söyleyip beni solist yapmaya karar verdiler ve çalışmalara başlandı 5 ay sonra ilk konser verildi ve layığıyla sıçıldı. Konserin yarısında sahnenin üstünde değilde altında hatta yerin dibinde olduğumu hissetmeye başladım. İlk konserden sonra grup dağıldı ve rock müziğe küstüm, tekrar dj'lik yapmaya başladım.

     Bateriye olan tutkunluğum Athena grubunu ilk gördüğümde yaklaşık 11 yaşlarımda başladı. Burak Gürpınar bir harikaydı. Gözümdeki tek idol, tek harika insan, hatta süper kahramandı. Bunları hatırlayıp son zamanlarda bateriye geçmeye karar verdim, bu sefer ki grup çok daha iyiydi. Yapabilirdik! -En azından öyle düşünüyordum, ve bu bile iyi hissettiriyordu.-

     Fazla uğraş vermeden ritim atabilmiş tek eksiğim ataklar kalmıştı. Her şey gayet iyi gidiyordu. Nasıl sıçabilirdik ki? Sıçamazdık! Sıçmamalıydık! Sıçmayacaktıkta zaten. Tabii ben bir kaç salaklık yapıp diğer grup elemanlarının güvenini kırmasaydım. Gruptan siktir edilmeyi haketmedim değil hakettim. Fazlasıyla hakettim. Bu müziğe olan ikinci küsüşüm ve sanırım bu sefer her şey tamamen bitti. İyi bir dinleyici olmak uğraşıp eline yüzüne bulaştırmaktan iyidir.

     İşte bu yüzden bir daha bana asla MÜZİK DEMEYİN!

4 Şubat 2013 Pazartesi

Uzun İlişkiler Beni Boğuyor Usta!

      Belki ciddi bir yardıma ihtiyacım olduğunu düşünebilirsiniz fakat uzun ilişkiler ciddi anlamda sıkıntı yaratıyor. Yani ben öyle düşünüyorum. Bir şey yaparken birine haber vermek, her şeyin hesabını vermek, her dakika nerde olduğunu bildirmek falan çok saçma geliyor. Görüşme dediği kişilerle görüşmemek, yapma dediği şeyleri yapmamak... Ben böyle mutluyum belki?! Sen yokken ben böyle yaşıyordum ve mutluydum! Bunları hiç düşündün mü? Tabii ki hayır. Ve geçmiş karşıma "beni hiç anlamıyorsun" diyebiliyorsun! Pardon ama anlamak istemeyen sensin, sizsiniz, tüm kızlar! Birini "o" yapan özelliklerinden vazgeçirmekten halen bıkmadınız mı? Ciddi anlamda soruyorum bu soruyu. Halen usanmadınız mı kısıtlamaktan? Sözümü geçiririm havalarından ve daha fazlasından?

      Dünyan'nın sizin etrafınızda dönmediğini, Dünya güzeli olmadığınız, sadece kısa süreli ilişkilerde daha çekici olduğunu farketmeniz için ne yapmamız gerekiyor?

      Şu an bu yazıyı yazarken ne kadar sinirli olduğumu belli edememem çok kötü...

      Ya aslında bu sinirin sebebini anlatmak gerekirse bugün bir hatunla konuşuyorduk, aşktan meşkten söz etmeye başladı bu salak. İnanmadığımı, kısa süreli ilişkileri daha sağlıklı bulduğumu, evliliğe karşı fakat aynı evde yaşamanın bir sorun yaratmayacağını söyleyince de sanki adam öldürmüşüm gibi sorgulamaya başladı. Yok hiç aşık olmamışım, yok aşk ne bilmezmişim, yok inşallah tatmazmışım, acısını çekmezmişim falan bi dünya hikaye... Lan gerizekalı zaten olduğunu söylemedim, aşka inanmadığımı söyledim! Vermeyeceksen neden tribe girip sinir ediyorsun adamı?! vermeyeceksen siktir git değil mi? Bence öyle.

      Neyse canlarım siktirik bi konudan zamanınızı çaldım kusura bakmayın, kalın sağlıcakla.

Kızları dudaklarından erkekleri hiçbir yerinden öptüm.